Salı, Ocak 26, 2010

Sit-anbul

Istanbulsavar ender insanlardan biri olarak, zorunlu bir istanbul gezimden aldigim tatlari tam olarak ayristiramamanin verdigi mayhoslukla doluyum.Yaklasik bir bucuk sene once gittigim yer icin, ayrilik suresince icimde biriktirdigim negatif enerji, kesin yargilar ve disavurdugum propagandhilerin birkismini yidim, sindirdim.Cunku tek basima ciktigim sehir turcuklarinda esasinda cok da gergin bir sehir olmadigini gordum.Ve evet, heryer insan.Insani ozlemisim yeminle.Metrodaki insanlarin yuzlerindeki spesifik Risus Sardonicusvari tebessum pek sirin kacmamakla birlikte eglenceli ve en nihayetinde aciyi belli etmekte.Ama yani gormemek, gozlemlememek de bir secenek olmali.
Ayurvedali sketching gunlerinin sonu gelmez uzunlugu benim beynimin alisilmis rutininden sapmalara neden oldu ve biran paralel dunyalara gecme tehlikesi yasadim.Hani bir de disari bakiyorum farkli ortam, farkli bir kar, kontirpiyede kalmis kaleci gibi hissettim kendimi.

Cumartesi, Aralık 19, 2009

Eger 15 dk icinde ararsaniz, yaninda 2 tane de acibadem kurabiyesi veriyoruz!

"Gozumle gormeden inanmam insani" olup mantik duvarlarina sakiz yapistirmak degildi elbette niyetim ama balik burcu elastikligini tasimak ve bunu yillara parselleyip, her yilinkine delicesine ekmek banmak da agir geldi bana, gozlerimi sulandirdi. Degisken Dunyanin stabil insanlari gibi bakakalsaydim, oturuverseydim tv karsisina kicimin teri koltuga gecseydi ne olurdu? Ama iste jelibon karakterli birey olmusum, yerimde dursam bile yeri kaziyorum. El filan sallar buluyorum kendimi sacma hizla donen mavi bilyenin gobeginde. Hamlelerim hamlelerime zemin hazirliyor, ustune iki kat cikip belediye dozerlerine tas atiyor. Dunya tabakhanesinin tek bok ustasi benmisim gibi buyuk bir sorumluluk ornegi sergiliyorum da biryandan 50li yillarda radyo basinda hosca vakit geciren atalarimiza da delicesine ozeniyorum.
Bir an geliyor, "felsefik konulari basit orneklerle halka anlatmaya kasan topsakal-fular birey"i oluveriyorum ve hayati kosu bandina benzetiyorum. Uzerinde bizim oz benligimiz kosuyor saglik icin. Bir saniye duran ozbenlik kendi kendine soyle bir soruyor "Gymde kiz da yokmus, e ben niye kosuyorum?" ve duseyaziyor cilginca. Neyseki toparliyor ve soru sormamaya kararli birsekilde kafasini bosaltiyor, ayaklarini otomatige bagliyor. Simdi bu "go with the flow" hayat teorisine ne kadar uyuyor? Peki uydu diyelim ya hayat gercekten kosu bandi gibi bizi biryere goturmeyip, belimizi inceltiyorsa? Bilemedim iste ben onu.

Pazar, Ekim 11, 2009

Matur*as*yon


"Muasir medeniyetler seviyesi ve hatta ustu" kafamda yankilanir hayata atilma evremdeki bir gunde. Gecenin kotu ruyasi hala etkisini gosterip, gozlerimi bulandirir, kirpiklerim hala kavusmak ister iceriye suzulen isik huzmelerine inatla. Kucuk kaktusumun dikenlerindeki ilk bakista farkedilemeyen duzen gozume takilir, birkac seyi ayni anda dusunme misyonum bozulur adeta. Icten bir ses der; "belki de buyume vaktin gelmistir". Cocuklugunu yasayamadigini dusunup, esasinda 23 yasina kadar cocuk olan birinden elindeki pelus oyuncagi birakmasini tavsiye etmek ve bu tavsiyeyi kendi kendine etmek, basta mizikcilik etkisi yaratir ama bundan kurtulup pelusunu iade eder korpe nesillere istemese de. Ilhan Irem'in ilginc yazilmis ve muzige bulanmis bir sarkisi der ki; "Hersey biter, birsey bitmez". Evet birsey bitmemeli. Ama ne olmali? Oyle birsey olmali ki, diger biten seyleri telafi etmeli, hatta bitmeyen sey buyuyup geliserek bitenleri yeniden olusturmali. "Hey dostum, anliyorum artik pelusun yok ama zaten senin icin hayat koca bir pelus degil mi? Gerek yok aglamaya, sizlamaya. Gozlerini kapat ve figurlerini sadece senin bildigin dansini yap, sonra kendini pelusun yumusacik govdesine birak. Bu seni mutlu edecektir." der aniden icsel ses, sanki denizden yeni cikmis bir insanin tuzlu bedeni, kurumus agzi, distortion efektli ses tonu.

Pazartesi, Eylül 14, 2009

Erken yasta ingilizce ogrenmek...

Epey kucuk iken, iyi bir subat karnesiyle eve dondugumde babamin ani bir sevinc dalgasi halinde cevresine yayilimini izlerken guzide bir karne hediyesi beklentisine girmistim.O yastaki cocuklarin fiziksel aktivite partneri oyuncak acligiyla titreyen bunyelerine ilac olacak bir hediye sadece. Belki Adidasimsi kalitede mesin top olurdu, belki garip renkli ucube temali bir lego seti veya mantar tabancasi.Tum bu beklentilerin olusturdugu olumlu dusunce, evrene yollanan o bolca olumlu enerji yetmedi, yetemedi o aksiyon oyuncagina ve babam bir pazar gunu gazete almaya gidip o "olgun cocuk isi, zeki civciv icadi baygin set" ile geldi.Evet, babamdan yasima uygun bir hediye beklerken, babam beni gelecek kaygilarinin icine atacak ilk adimi atarak, "English With Me" adli kasetli-dergili ingilizce ogrenme setini getirmisti.Cocuk beynime kotu gelen bir izlenim de Robby adli Ingiliz beyfendisi robotun cok kotu bir cizime ve imaja sahip olmasiydi.Robotlara olan sempatim gun gectikce azalip, bu taban seviyesine inmistir bu vesileyle.Nargile icen biyikli robot olsaydi bunun mantiksizligini ortbas edecek ve bunu icimizden biri olarak gorecek bir beyin yapisina sahip olan cocuk, bu hediye karsisinda tam anlamiyla yikilmisti.Cunku her cocuk gibi o da sadece o ani dusunerek yasiyordu ve gelecek neydi ki bilemedi bilemedi... Babam ise beni opup, basarilarimin devamini diledi ve ingilizcenin temellerini benim uzerimde erken yasta attigi icin epey huzur doluydu.Oysa babam arkasini dondugunde ben imha calismalarina baslamistim.O set, hicbirzaman hayirlara vesile olmadi ama suan ingilizcem cok iyidir.Babam yine de amacina ulasmistir yani.

Çarşamba, Ağustos 19, 2009

Derebeylik Rejimi

Esasinda cok komik bir durum, nadasa birakmak. Yak,nadas,yak,nadas. Yalama topraktan ciksa ciksa sulugoz cikar. O da tadi gecene kadar kabak tadi verir, tadi gecince kavak yelleri hey hey. Kahvehanelerdeki sigara yasagi, tvdeki teyze dizilerine de sicrarsa vay bu ulkenin haline. Teyzelerden hep korkmusumdur ve teyzeler adrenalin kokusu almazlar.Teyzeler toz kokusu ve kek tarifi alir, otobus sirasinda sona kalir. Dizisiz teyze, serseri mayindir, huzunlu kolbastidir, alet edavatsiz Action Man'dir. "Burnun diregi duser, esseklik payidar kalir" demis pek atalarimiz, bugunleri jeneriklere koyulasi heyelanlardan koruma amaci guden koyun, gudulen coban...

Var misin, bok musun, bu laflara karni tok musun? Varim ama oraya gidenlerin hic biri geriye donmedi. Donse de zaten ayni dereye iki defa girilmez, en iyisi kenarda her dakika birinin olme ihtimalinin oldugu kampli gencli ucuz Amerikan produksiyonu filmler cekmek.Hayat bazen o kadar acele oluyor ki karpuz cekirdeklerini ayiklamaya usenip manevrali yutan insaat iscisine donusuyorum, penyesi guzel yakasi yamuk pazar tshirtleri gibi uzun ama odun hayatin son deminde, kitabin arasindan bir kuru mandalin yapragi dusuyor.Geriye donup baktiginda, Gary'i goremiyorsun oysa alli turnam ne gezersin bu davulla?

Ask nedir, diye sorar herkes ve cevabini Feng Shui'de arar.Simdi ben orjinal bir soruyla omurilik soganinizi gidiklamak istiyorum: Ask ne degildir? Vampir filmlerindeki bile bile lades degildir.Istanbul bogazini gecerken gemideki tayfanin doguyla bati arasinda kopru vazifesi goren osurugu degildir. Pide salonuna gidip pizza ismarlamak degildir. Surpriz yumurta oyuncagini acarken edindigin his degildir, komsuda piser bize de dusen degildir.

Yumurta mi civcivden cikar, civciv mi ne, cikarsa bahtina, kismetine.Tursu suyu icip okula giden 70ler talebesinin lee kot sahibi olma cabalarini anlayisla karsilasam da bir seyi karsilamak istemem.Tum masraflari.Evet.Tum.Tum.Tek.

Çarşamba, Ağustos 05, 2009

Eski Siirler-V : Real-tea Vs Astral-tea?

Ucsuz bucaksiz astral duzlemlerdeki
Pembe deniz kabuklularin dunyasinda
nerdeyse hersey kusursuz
Bir fani kadar kusursuz
Bir cani kadar kusursuz
Bir dahi kadar kusursuz
Ama birsey var ki soylenmekten cekinilen
Astral duzlemdeki pembe deniz kabuklulari hic varolmadilar
Bir fani kadar yoktular
Bir cani kadar yoktular
Bir dahi kadar yoktular
Hayat kadar yoktular, hayal kadar vardilar...

Eski Siirler-IV : Sen ve Ben

Bu son gunumuzde, sen ve ben
Ruzgarla beraber ucsak
Agaclarla konussak
Gunese karsi yelken acsak
Paralel ve usulca...
Bu son gunumuzde, sen ve ben
Dogruyu yanlista arasak
Guzeli cirkinde bulsak
Sonsuzu senle yaratsak
Sonra icinde kaybolup yok olsak?