En sevdiğimden

 
 
“Bence çok meraklıysan, yeri geldiğinde nedenleri sonuçlarından daha ön plana koyuyorsan sen o konudaki kendi gerçeğini arıyorsun” dedi. Ojelerini milim dışına taşırmamıştı.
“Evet di mi, sanki herkesin kendi gerçeği vardır, milyarlarca gerçek vardır ve ortak bir gerçek yoktur’a doğru gidiyoruz”. Kafasını memnuniyetle salladı, gülümsüyordu hafiften.
“Bak mesela şu adamı görüyor musun?” “Evet."
“O adam bana göre kaybeden biri, sana göre etkili biri, kendine göre kendi kendine yetebilen biri olabilir. Beyin sayısı kadar gerçek vardır canım benim.” Göz kırptı.
 
“Hee öyle. Bence tüm bu ortak gerçek bulma uğraşları toplumun ortak bir paydada birleşebilip, beraber hareket etmesini sağlayan motivasyon zımbırtılarıdır. Böyle de bir gerçek var! diye tvde çıkarlar da üstüne imzamı atarım stayla pekiştirirler ya öyle bir echo bu. Haha sanki 8 milyar kişilik homosapiens kabilesi olarak mamut avına çıkacağız da ip mi atsak, mızraklarla üstüne mi yürüsek karar veremiyoruz ve bu ilkel çelişkimizin üstünü süper-beyinler olarak süslü laflarla ve ispatladığımız kesin gerçeklerle örtmeye çalışıyoruz."
“Hahaha sen muhtemelen mamuta tekme tokat girerdin! Acaba o dönemlerde yaşasan tipin nasıl olurdu?"
“Muhtemelen kıldan gözlerim zor görülürdü hahaha! Göz kapağımı gerdirip göz kapağı traşı olurdum."
“Güzel bak konuştukça evriliyorsun!” Muzipliği diz boyuydu, ama en sevdiğim bu ele avuca sığmayan, tutmaya çalıştığında parmaklarının arasından yere akıp giden haliydi. Benim gibiydi, sürekli hareket halinde. Evrilen ve gelişen. Dünyanın en saçma ve ucuz yerinde birbirimize beyin kuru yapıyorduk ve sanki yarın işe gitmemek için elele rapor almaya gidebilirdik. Hafiften dalmışken beni uyandırdı.
 
“Senceee (bu uzatma, bir kız kuru çeşidiydi ve her erkek sevimli bulurdu), biz niye buradayız? Yani biz değil hehehe, yani biz niye yaşıyoruz, insanlar neden var?"
“Tüm dünyayı sindirdikten ve tüm şeyler hakkında herşeyi konuştuktan sonra bunu sormanı yeğlerdim. Bunu yapmayıp lönk diye sorduğun için bunu cevaplamam lazım sanırım."
“E yani, bence bok cevaplarsın!” “Hahah e nerde motivasyonum, soru zaten zor bir de beni baltaladın."
“Hahah ok bak çok ciddiyim. (Hahaha)” “Süper ciddiymişsin haha"
“Cidden niye burdayız cağnım?” Saçları normalde düz olan ama nemli havada dalgalı olan kızlardandı sanırım.
“Hmm bence çok çok çook mutlu olmak için burdayız."
“Nope çok klişe"
“Hmm peki şuna ne dersin? Hayat bir sınavdır, işte iyilik yaparsak cennette köt.."
“Of tabiki de çok Cizıs Krayst"
“Hahaha seni deniyim dedim. Hahaha peki sence ne?” “Ben sana sordum ama"
“Tamam ne düşündüğümü söyleyiyim. Bence deneyimlemek için buradayız.” “Neyi deneyimlemek için?"
“Bilmem, hayatı. Atlı karıncayı, dönme dolabı, pringles’ı, maraş dondurmasını filan” “6 yaşında takıldın sanırım haha"
“Yalnız iyice goygoy şova çevirdin hahaha. Bence genel olarak iyiyi, kötüyü, eğlenceyi, acıyı vesaireleri deneyimlemek ve bunları kendi gerçeklerimizle değerlendirmek için ve en nihayetinde kendimizin kim olduğunu ve niye burda olduğumuzu hissedebilmek için buradayız.” “Cümleden ziyade, nefes almadan bu cümleyi nasıl tamamlayabildin ondan etkilendim hahaha” “Üfleyip de uçuran hocalardanımdır belki hahah” “Aynen öyle birşeysin. Muhabbetten birayı unuttuk, ısınmış. Iyyy iğrenç, ben bira alıyim şurdan, ister misin?” “Hahah iyi birşey bu sanırım. Yani biranın ısınması değil de, şey. Tamam, bir kırmızı tuborg da bana olabilir. Ben de o ara sana gökyüzünün yeşil olduğunu ve balıkların uçabildiğini ispatlamak için sistematik bir düşünce yapısına kavuşayim ki döndüğünde seni bombardımana tutayım.” 
“Hahahaha çook iddialı, en sevdiğimden. Gittim.”
 
“Aynen, en sevdiğimden."
 
 
 
 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kilimanjaro'dan yalınayak koşuyorum!

"Deniz mahsüllü pizza, Aynştayn ve Abovv"

Büyük Oyun